Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Elif MAT ERKMEN - Araştırmacı-Yazar
 

THE WASTE LAND- ÇORAK TOPRAK

T.S. Eliot’un Waste Land adlı şiiri, “April is the crulest month” diye başlar. Niye Nisan ayı zalim oluyor? Normalde baharın gelişi 21 Mart’la birlikte kutlanır. Yeni ümitler yeşerir. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır”, dönemi biter artık dışarı rahat çıkılır, bağ bahçe işleriyle uğraşılır, eve gelirken insanın çiçek alası gelir. Bütün bu güzelliklerin yanında güneş koç burcuna girer, insanların enerjisi, iş yapma hevesi, liderlik kapasitesi artar. Çünkü Koç liderdir. Ama…bir de aması var. Mart ayı adını savaş tanrısı Mars’tan alır. Bahara doğru ne yazık ki bazı seneler savaşlar çıkar, ordular sefer hazırlığı yapar. Savaşçı duygular artar. Savaşın çıkmasıyla kötü haberler gelir. Kuzey memleketlerinde eskiden kışın ölen insanlar Mart, Nisan aylarında karlar buzlar eriyip de, toprak yumuşayınca gömülürmüş. Bu da ayrı bir hüzün. Zaten Wastland şirinin ilk bölümü de “Burial of Dead- Ölülerin Gömülmesi” diye başlıyor. Ne zaman yazmış T.S Eliot bu şiiri? Birinci Dünya savaşından sonra. O savaşta Çanakkale’de doktor olan bir Fransız arkadaşını da kaybetmiş, batan gemilerden birinde. Suda ölmek teması da vardır şiirin içinde. Nisan’da ölü topraktan leylaklar çıkar diyor. Hatıra ve Özlemi karıştırır. Geçmişi hatırlayıp üzülme, geleceğe ümitle özlemle bakma. “Kış bizi ısıtmıştı, üzerimizi örtmüştü, herşeyi unutturan kar da toprağı örtmüştü” diyor. Kışın aslında üşünür, değil mi? O “bizi kış ısıttı” diyor Kışın soğuğunda evlerimizde sobamızı kaloriferimizi yakıp, üzerimize bir battaniye alıp, ısınabilir kendimizi evimizin duvarları arasında güvende hissedebiliriz. Baharın gelişiyle beraber ise dışarı çıkıp dünyayla yüzleşmemiz gerekir. Ümitle çıkarız dışarı. “İnşallah iyi şeylerle karşılaşırız” diye düşünürüz. Şair sonraki dizelerde bir yaz günü hayal eder. Avusturya kraliyet ailesinin Münih’te Starnberg gölü kıyısında geçirdikleri güzel bir yaz gününü. Aniden yağan yağmur aileyi şaşırtmıştır. Hofgarten- Has Bahçe’ye gittiklerinde açan güneş içtikleri kahveyi yedikleri kekleri güzel sohbetleri düşünür, kontes Marie… Sonra bir sanatoryumunda Almanca olarak “Alman değilim Litvanyalıyım” diyen biri gelir aklına Kraliyet ailesi mensuplarından kontes Marie, kuzeni Arşidük’ le kışın karda kızakla kaydıklarını hatırlar. Nasıl da eğlenmişlerdir o zaman… Geride kalan çocukluk anıları. Marie korkuyordu. Arşidük, “korkma” dedi, birlikte kaydılar dağdan aşağı. Dağlarda özgürlük vardı. “Gece kitap okudum kışın güneye gittim” der şair. Ya şimdi?  Arşidük malum, Sırbistan’da eşiyle birlikte vuruldu. Ardından Birinci Dünya savaşı çıktı. Ne Arşidük kaldı, ne de imparatorluk. Wasteland uzun bir şiir. Bilinç akışı yöntemiyle yazılmış. Çeşitli düşünceler, duygular art arta geliyor. Yalnız şairin değil, toplumun her kademesinden, değişik insanların duygu ve düşünceleri. Savaş öncesi Avrupa’ sında asude bir hayat, savaş sonrası artık kullanılmaz hale gelmiş çorak topraklar, yitip gitmiş gençlik, harap olmuş kentler, ruhlarını kaybetmiş robotlaşmış insanlar. “Unreal City” der, Londra’yı anlatır. Artık hiçbir şey gerçek gibi gelmez insanlara. İnsanlar köprünün üzerinde yürürler ama sanki canlı değildirler. Komedya’dan bir dize ile anlatır onları: “I had not thought death had undone so many- Ölümün bu kadar çok insanı yok ettiğini bilmezdim. Dante bunu Cehennemlikler için söylemişti. Ruhlarına yazık etmiş insanlar, bunlar Cehennemi dolduruyordu. Londra köprüsünün üstündekiler canlı yürüyorlar ama ölü gibiler. Komedya’da bazı zalimler için ruhlar Cehennem’de kendileri Floransa’da yiyip içip geziyorlar ama aslında ölüler der. Günümüzde de var böyleleri her memlekette, yer içer gezer, hükümdarlık yapar ama ruhları ölüdür. Mesela Elon Musk.” Günümüzde empati yapmak en büyük sorun” diyor, Empati yapmazsan ne yapacaksın? Merhamet olmazsa hiçbir şey olmaz. “Altta kalanın canı çıksın anlayışı” ruhunu kaybedenlere bir örnek. “Yalnız ben zengin olayım gerisi mühim değil” dedi. Trump’ı desteklediği için büyük para kaybetti. Gel gör ki, Trump ona empati yaptı, batmakta olan şirketi Tesla’dan bir araba aldı. (Elon’un yaptığı desteğin yanında bir arabanın lafı olmaz, o başka) Eliot’un anlattığı Londra sahnesinde insanlar yürürken karşıya bakmaz, başları önde ayaklarına bakarlar. Gelecek onlara bir şey ifade etmez. (Bugün yolda otobüste metroda gerçek yaşamın dışında, nerede olduklarını bilmeden telefona bakanlar gibi.) Şiirn ilk bölümü Charles Boudlair’in “ You! hypocrite lecteur!—mon semblable,—mon frère!” dizeleriyle biter. İki yüzlü okuyucu, benim benzerim, benim kardeşim.  “Kimse kimseye üstünlük taslamasın, okuyucu, sen de ikiyüzlüsün, sen de benim gibisin” diyerek biter.   Şiirde İngilizce Fransızca Almanca Yunanca İtalyanca Sanskritçe dizeler, Shakespeare’e Dante’ye, Kutsal Kitaba, çeşitli şiirlere göndermeler vardır. Eliot Amerika’da doğmuş, İngiltere’de yaşamış bir şair, deneme, oyun yazarı ve kuşkusuz büyük bir entelektüeldir. Kanaatimce 20. Yüzyılda yazılmış en güzel şiir ve insanlara bir uyarı…   THE WASTE LAND   Nam Sibyllam quidem Cumis ego ipse oculis meis vidi in ampulla pendere, et cum illi pueri dicerent: Σίβυλλα τί θέλεις; respondebat illa: άποθανεîν θέλω.’      For Ezra Pound        il miglior fabbro.                 I. The Burial of the Dead   April is the cruellest month, breeding Lilacs out of the dead land, mixing Memory and desire, stirring Dull roots with spring rain. Winter kept us warm, covering Earth in forgetful snow, feeding A little life with dried tubers. Summer surprised us, coming over the Starnbergersee With a shower of rain; we stopped in the colonnade, And went on in sunlight, into the Hofgarten, And drank coffee, and talked for an hour. Bin gar keine Russin, stamm’ aus Litauen, echt deutsch. And when we were children, staying at the archduke’s, My cousin’s, he took me out on a sled, And I was frightened. He said, Marie, Marie, hold on tight. And down we went. In the mountains, there you feel free. I read, much of the night, and go south in the winter.   What are the roots that clutch, what branches grow Out of this stony rubbish? Son of man, You cannot say, or guess, for you know only A heap of broken images, where the sun beats, And the dead tree gives no shelter, the cricket no relief, And the dry stone no sound of water. Only There is shadow under this red rock, (Come in under the shadow of this red rock), And I will show you something different from either Your shadow at morning striding behind you Or your shadow at evening rising to meet you; I will show you fear in a handful of dust.                       Frisch weht der Wind                       Der Heimat zu                       Mein Irisch Kind,                       Wo weilest du? ‘You gave me hyacinths first a year ago; ‘They called me the hyacinth girl.’ —Yet when we came back, late, from the Hyacinth garden, Your arms full, and your hair wet, I could not Speak, and my eyes failed, I was neither Living nor dead, and I knew nothing, Looking into the heart of light, the silence. Oed’ und leer das Meer.   Madame Sosostris, famous clairvoyante, Had a bad cold, nevertheless Is known to be the wisest woman in Europe, With a wicked pack of cards. Here, said she, Is your card, the drowned Phoenician Sailor, (Those are pearls that were his eyes. Look!) Here is Belladonna, the Lady of the Rocks, The lady of situations. Here is the man with three staves, and here the Wheel, And here is the one-eyed merchant, and this card, Which is blank, is something he carries on his back, Which I am forbidden to see. I do not find The Hanged Man. Fear death by water. I see crowds of people, walking round in a ring. Thank you. If you see dear Mrs. Equitone, Tell her I bring the horoscope myself: One must be so careful these days.   Unreal City, Under the brown fog of a winter dawn, A crowd flowed over London Bridge, so many, I had not thought death had undone so many. Sighs, short and infrequent, were exhaled, And each man fixed his eyes before his feet. Flowed up the hill and down King William Street, To where Saint Mary Woolnoth kept the hours With a dead sound on the final stroke of nine. There I saw one I knew, and stopped him, crying: 'Stetson! ‘You who were with me in the ships at Mylae! ‘That corpse you planted last year in your garden, ‘Has it begun to sprout? Will it bloom this year? ‘Or has the sudden frost disturbed its bed? ‘Oh keep the Dog far hence, that’s friend to men, ‘Or with his nails he’ll dig it up again! ‘You! hypocrite lecteur!—mon semblable,—mon frère!” NOT: Şiir “benden daha iyi bir şair, üstadım” dediği Ezra Pound’a ithaf edilmiştir. Ezra Pound aynı zamanda şiirin düzeltmelerini yapmış. Altın makas’ıyla kesip bir kısmını atmıştır. Savaşta dağılan hayatlar gibi bölük pörçük parça parça bir hal almasına katkıda bulunmuştur. Ezra Pound (1885-1972) o dönemde çok meşhurdu ancak İkinci Dünya Savaşında Faşist İtalyan rejimine yakın durduğu için itibar kaybı yaşadı. T.S. Eliot 1888 St. Louis, Missouri’de doğdu, 1965’te Londra’da öldü.      
Ekleme Tarihi: 20 Mart 2025 - Perşembe

THE WASTE LAND- ÇORAK TOPRAK

T.S. Eliot’un Waste Land adlı şiiri, “April is the crulest month” diye başlar. Niye Nisan ayı zalim oluyor? Normalde baharın gelişi 21 Mart’la birlikte kutlanır. Yeni ümitler yeşerir. “Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır”, dönemi biter artık dışarı rahat çıkılır, bağ bahçe işleriyle uğraşılır, eve gelirken insanın çiçek alası gelir.

Bütün bu güzelliklerin yanında güneş koç burcuna girer, insanların enerjisi, iş yapma hevesi, liderlik kapasitesi artar. Çünkü Koç liderdir.

Ama…bir de aması var. Mart ayı adını savaş tanrısı Mars’tan alır. Bahara doğru ne yazık ki bazı seneler savaşlar çıkar, ordular sefer hazırlığı yapar. Savaşçı duygular artar.

Savaşın çıkmasıyla kötü haberler gelir. Kuzey memleketlerinde eskiden kışın ölen insanlar Mart, Nisan aylarında karlar buzlar eriyip de, toprak yumuşayınca gömülürmüş. Bu da ayrı bir hüzün.

Zaten Wastland şirinin ilk bölümü de “Burial of Dead- Ölülerin Gömülmesi” diye başlıyor.

Ne zaman yazmış T.S Eliot bu şiiri? Birinci Dünya savaşından sonra. O savaşta Çanakkale’de doktor olan bir Fransız arkadaşını da kaybetmiş, batan gemilerden birinde. Suda ölmek teması da vardır şiirin içinde.

Nisan’da ölü topraktan leylaklar çıkar diyor. Hatıra ve Özlemi karıştırır. Geçmişi hatırlayıp üzülme, geleceğe ümitle özlemle bakma.

“Kış bizi ısıtmıştı, üzerimizi örtmüştü, herşeyi unutturan kar da toprağı örtmüştü” diyor.

Kışın aslında üşünür, değil mi? O “bizi kış ısıttı” diyor

Kışın soğuğunda evlerimizde sobamızı kaloriferimizi yakıp, üzerimize bir battaniye alıp, ısınabilir kendimizi evimizin duvarları arasında güvende hissedebiliriz.

Baharın gelişiyle beraber ise dışarı çıkıp dünyayla yüzleşmemiz gerekir. Ümitle çıkarız dışarı. “İnşallah iyi şeylerle karşılaşırız” diye düşünürüz.

Şair sonraki dizelerde bir yaz günü hayal eder. Avusturya kraliyet ailesinin Münih’te Starnberg gölü kıyısında geçirdikleri güzel bir yaz gününü. Aniden yağan yağmur aileyi şaşırtmıştır. Hofgarten- Has Bahçe’ye gittiklerinde açan güneş içtikleri kahveyi yedikleri kekleri güzel sohbetleri düşünür, kontes Marie…

Sonra bir sanatoryumunda Almanca olarak “Alman değilim Litvanyalıyım” diyen biri gelir aklına

Kraliyet ailesi mensuplarından kontes Marie, kuzeni Arşidük’ le kışın karda kızakla kaydıklarını hatırlar. Nasıl da eğlenmişlerdir o zaman… Geride kalan çocukluk anıları. Marie korkuyordu. Arşidük, “korkma” dedi, birlikte kaydılar dağdan aşağı. Dağlarda özgürlük vardı.

“Gece kitap okudum kışın güneye gittim” der şair.

Ya şimdi?  Arşidük malum, Sırbistan’da eşiyle birlikte vuruldu. Ardından Birinci Dünya savaşı çıktı. Ne Arşidük kaldı, ne de imparatorluk.

Wasteland uzun bir şiir. Bilinç akışı yöntemiyle yazılmış. Çeşitli düşünceler, duygular art arta geliyor. Yalnız şairin değil, toplumun her kademesinden, değişik insanların duygu ve düşünceleri.

Savaş öncesi Avrupa’ sında asude bir hayat, savaş sonrası artık kullanılmaz hale gelmiş çorak topraklar, yitip gitmiş gençlik, harap olmuş kentler, ruhlarını kaybetmiş robotlaşmış insanlar.

Unreal City” der, Londra’yı anlatır. Artık hiçbir şey gerçek gibi gelmez insanlara. İnsanlar köprünün üzerinde yürürler ama sanki canlı değildirler. Komedya’dan bir dize ile anlatır onları: “I had not thought death had undone so many- Ölümün bu kadar çok insanı yok ettiğini bilmezdim. Dante bunu Cehennemlikler için söylemişti. Ruhlarına yazık etmiş insanlar, bunlar Cehennemi dolduruyordu. Londra köprüsünün üstündekiler canlı yürüyorlar ama ölü gibiler.

Komedya’da bazı zalimler için ruhlar Cehennem’de kendileri Floransa’da yiyip içip geziyorlar ama aslında ölüler der. Günümüzde de var böyleleri her memlekette, yer içer gezer, hükümdarlık yapar ama ruhları ölüdür. Mesela Elon Musk.” Günümüzde empati yapmak en büyük sorun” diyor, Empati yapmazsan ne yapacaksın? Merhamet olmazsa hiçbir şey olmaz. “Altta kalanın canı çıksın anlayışı” ruhunu kaybedenlere bir örnek. “Yalnız ben zengin olayım gerisi mühim değil” dedi. Trump’ı desteklediği için büyük para kaybetti. Gel gör ki, Trump ona empati yaptı, batmakta olan şirketi Tesla’dan bir araba aldı. (Elon’un yaptığı desteğin yanında bir arabanın lafı olmaz, o başka)

Eliot’un anlattığı Londra sahnesinde insanlar yürürken karşıya bakmaz, başları önde ayaklarına bakarlar. Gelecek onlara bir şey ifade etmez. (Bugün yolda otobüste metroda gerçek yaşamın dışında, nerede olduklarını bilmeden telefona bakanlar gibi.)

Şiirn ilk bölümü Charles Boudlair’in “ You! hypocrite lecteur!—mon semblable,—mon frère!” dizeleriyle biter. İki yüzlü okuyucu, benim benzerim, benim kardeşim.  “Kimse kimseye üstünlük taslamasın, okuyucu, sen de ikiyüzlüsün, sen de benim gibisin” diyerek biter.

 

Şiirde İngilizce Fransızca Almanca Yunanca İtalyanca Sanskritçe dizeler, Shakespeare’e Dante’ye, Kutsal Kitaba, çeşitli şiirlere göndermeler vardır. Eliot Amerika’da doğmuş, İngiltere’de yaşamış bir şair, deneme, oyun yazarı ve kuşkusuz büyük bir entelektüeldir.

Kanaatimce 20. Yüzyılda yazılmış en güzel şiir ve insanlara bir uyarı…

 

THE WASTE LAND

 

Nam Sibyllam quidem Cumis ego ipse oculis meis vidi in ampulla pendere, et cum illi pueri dicerent: Σίβυλλα τί θέλεις; respondebat illa: άποθανεîν θέλω.’

     For Ezra Pound
       il miglior fabbro.

 

              I. The Burial of the Dead

 

April is the cruellest month, breeding

Lilacs out of the dead land, mixing

Memory and desire, stirring

Dull roots with spring rain.

Winter kept us warm, covering

Earth in forgetful snow, feeding

A little life with dried tubers.

Summer surprised us, coming over the Starnbergersee

With a shower of rain; we stopped in the colonnade,

And went on in sunlight, into the Hofgarten,

And drank coffee, and talked for an hour.

Bin gar keine Russin, stamm’ aus Litauen, echt deutsch.

And when we were children, staying at the archduke’s,

My cousin’s, he took me out on a sled,

And I was frightened. He said, Marie,

Marie, hold on tight. And down we went.

In the mountains, there you feel free.

I read, much of the night, and go south in the winter.

 

What are the roots that clutch, what branches grow

Out of this stony rubbish? Son of man,

You cannot say, or guess, for you know only

A heap of broken images, where the sun beats,

And the dead tree gives no shelter, the cricket no relief,

And the dry stone no sound of water. Only

There is shadow under this red rock,

(Come in under the shadow of this red rock),

And I will show you something different from either

Your shadow at morning striding behind you

Or your shadow at evening rising to meet you;

I will show you fear in a handful of dust.

                      Frisch weht der Wind

                      Der Heimat zu

                      Mein Irisch Kind,

                      Wo weilest du?

‘You gave me hyacinths first a year ago;

‘They called me the hyacinth girl.’

—Yet when we came back, late, from the Hyacinth garden,

Your arms full, and your hair wet, I could not

Speak, and my eyes failed, I was neither

Living nor dead, and I knew nothing,

Looking into the heart of light, the silence.

Oed’ und leer das Meer.

 

Madame Sosostris, famous clairvoyante,

Had a bad cold, nevertheless

Is known to be the wisest woman in Europe,

With a wicked pack of cards. Here, said she,

Is your card, the drowned Phoenician Sailor,

(Those are pearls that were his eyes. Look!)

Here is Belladonna, the Lady of the Rocks,

The lady of situations.

Here is the man with three staves, and here the Wheel,

And here is the one-eyed merchant, and this card,

Which is blank, is something he carries on his back,

Which I am forbidden to see. I do not find

The Hanged Man. Fear death by water.

I see crowds of people, walking round in a ring.

Thank you. If you see dear Mrs. Equitone,

Tell her I bring the horoscope myself:

One must be so careful these days.

 

Unreal City,

Under the brown fog of a winter dawn,

A crowd flowed over London Bridge, so many,

I had not thought death had undone so many.

Sighs, short and infrequent, were exhaled,

And each man fixed his eyes before his feet.

Flowed up the hill and down King William Street,

To where Saint Mary Woolnoth kept the hours

With a dead sound on the final stroke of nine.

There I saw one I knew, and stopped him, crying: 'Stetson!

‘You who were with me in the ships at Mylae!

‘That corpse you planted last year in your garden,

‘Has it begun to sprout? Will it bloom this year?

‘Or has the sudden frost disturbed its bed?

‘Oh keep the Dog far hence, that’s friend to men,

‘Or with his nails he’ll dig it up again!

‘You! hypocrite lecteur!—mon semblable,—mon frère!”

NOT: Şiir “benden daha iyi bir şair, üstadım” dediği Ezra Pound’a ithaf edilmiştir.

Ezra Pound aynı zamanda şiirin düzeltmelerini yapmış. Altın makas’ıyla kesip bir kısmını atmıştır. Savaşta dağılan hayatlar gibi bölük pörçük parça parça bir hal almasına katkıda bulunmuştur.

Ezra Pound (1885-1972) o dönemde çok meşhurdu ancak İkinci Dünya Savaşında Faşist İtalyan rejimine yakın durduğu için itibar kaybı yaşadı.

T.S. Eliot 1888 St. Louis, Missouri’de doğdu, 1965’te Londra’da öldü.

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.