Ali Eralp - Eğitimci-Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Ali Eralp - Eğitimci-Araştırmacı-Yazar
 

MUHALEFET MÜCADELE YÖNTEMİNİ DEĞİŞTİRMEK ZORUNDADIR…

Ülke zordadır. Ekonomi her geçen gün biraz daha bozulmakta, enflasyon daha da artmaktadır… Halk perişan ve sefalet içinde bir yaşam sürmektedir. Sığınmacılar ülkenin kanını, iliğini sömürmekte, yeni yeni sorunlar yaratmaktadır. Ama çekilen bütün bu çileler, ülkeyi yönetenlerin umurunda değildir. İktidarın bir tek sorunu vardır: Cumhurbaşkanını sonsuza dek koltuğunda oturtmak; rakiplerini sudan sebeplerle dört duvar arasına atmak… Çok konuşan, yazan gazetecileri, kendilerine karşı çıkan aydınları, vatandaşları hapishanelere doldurmak, günümüzde en geçerli çözüm yöntemi olmuştur… Şu son günlerde tarihimizin en baskıcı, en pervasız, en faşist dönemini yaşıyoruz… Belediye başkanları şafak operasyonları ile evlerinden birer birer toplanıyor, yerlerine kayyumlar atanıyor. Ülkemizde seçme, seçilme hakkı, milli irade paspas gibi çiğnenmekte, insan hakları yok sayılmaktadır. Hak, hukuk, adalet, yasa, anayasa rafa kaldırılmıştır… Peki, buralara, bu günlere nasıl geldik? Kimler bizi bu hallere düşürdü? Elbette, en başta emperyalistlerle, tarikatlarla, cemaatlerle işbirliği yapan; laikliği, Atatürk’ü, ulusal bütünlüğü yok eden yönetim ve yönetimle birlikte hareket eden sağcı, solcu yandaş tüm muhalefet… Ta başından beri, olaylar karşısında muhalefetin tepkisiz, sessiz kalması yönetimi cesaretlendirdi… Hem de bu eylemsizlik, AKP’nin iktidar olmasının hemen ardından başladı. 2010’da Deniz Baykal’ın istifasının ardından Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010 tarihinde genel başkan oldu. Bir toplantıda kendisine sorulan “Laiklik tehlikede midir?” sorusuna karşılık olarak: “Türkiye’de laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Ben cemaatlere saygılıyım, insanlarımız manevi dünyalarında cemaatlere yakın olabilir. Nurcu da olabilir, Süleymancı da Fethullahçı da…(Şu anda da ülkede kıyamet kopuyor, 17 milyonluk kentin belediye başkanı tutuklanmış, o hâlâ ortalarda yok…) Onun 13 yıllık genel başkanlığında kurumlar, devlet daireleri, adalet birer birer teslim alındı. Ordu, emniyet, eğitim sessiz, sedasız yeniden düzenlendi. Muhalefetten “Tık” çıkmadı. Onlar sadece seyretti. Son aylarda daha kötü günler yaşamaya başladık. Belediye başkanlarını şafak operasyonları ile gözaltına almak artık olağan hale geldi. Bu da yetmedi 106 kişi sorguya çekildi. Bu girişimler bir diktatörlük düzeni kurmanın ön hazırlıklarıdır. Eski muhalefet biçimi ve yöntemleriyle bu girişimler önlenemez. Bu ortamda muhalefet, yeni mücadele yöntemleri bulmak zorundadır… Özellikle ana muhalefet, her şeyden önce baskılar karşısında Atatürk gibi ödün vermeden “Dik” durmalı, ilkeli hareket etmelidir. Bundan sonra belediye başkanları iktidara yem edilmemeli; kayyumluk uygulamasına son vermek için her çeşit mücadele yapılmalıdır… Sessiz sedasız, pısırık durma, olayları normal görme, hele hele “Normalleşme” dönemi artık geride kalmıştır. Bundan sonra faşizme “DUR DEME”; haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında direniş dönemi başlamıştır.    
Ekleme Tarihi: 27 Mart 2025 - Perşembe

MUHALEFET MÜCADELE YÖNTEMİNİ DEĞİŞTİRMEK ZORUNDADIR…

Ülke zordadır. Ekonomi her geçen gün biraz daha bozulmakta, enflasyon daha da artmaktadır…

Halk perişan ve sefalet içinde bir yaşam sürmektedir.

Sığınmacılar ülkenin kanını, iliğini sömürmekte, yeni yeni sorunlar yaratmaktadır.

Ama çekilen bütün bu çileler, ülkeyi yönetenlerin umurunda değildir. İktidarın bir tek sorunu vardır: Cumhurbaşkanını sonsuza dek koltuğunda oturtmak; rakiplerini sudan sebeplerle dört duvar arasına atmak…

Çok konuşan, yazan gazetecileri, kendilerine karşı çıkan aydınları, vatandaşları hapishanelere doldurmak, günümüzde en geçerli çözüm yöntemi olmuştur…

Şu son günlerde tarihimizin en baskıcı, en pervasız, en faşist dönemini yaşıyoruz… Belediye başkanları şafak operasyonları ile evlerinden birer birer toplanıyor, yerlerine kayyumlar atanıyor.

Ülkemizde seçme, seçilme hakkı, milli irade paspas gibi çiğnenmekte, insan hakları yok sayılmaktadır. Hak, hukuk, adalet, yasa, anayasa rafa kaldırılmıştır…

Peki, buralara, bu günlere nasıl geldik? Kimler bizi bu hallere düşürdü?

Elbette, en başta emperyalistlerle, tarikatlarla, cemaatlerle işbirliği yapan; laikliği, Atatürk’ü, ulusal bütünlüğü yok eden yönetim ve yönetimle birlikte hareket eden sağcı, solcu yandaş tüm muhalefet…

Ta başından beri, olaylar karşısında muhalefetin tepkisiz, sessiz kalması yönetimi cesaretlendirdi…

Hem de bu eylemsizlik, AKP’nin iktidar olmasının hemen ardından başladı.

2010’da Deniz Baykal’ın istifasının ardından Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010 tarihinde genel başkan oldu. Bir toplantıda kendisine sorulan “Laiklik tehlikede midir?” sorusuna karşılık olarak:

“Türkiye’de laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Ben cemaatlere saygılıyım, insanlarımız manevi dünyalarında cemaatlere yakın olabilir. Nurcu da olabilir, Süleymancı da Fethullahçı da…(Şu anda da ülkede kıyamet kopuyor, 17 milyonluk kentin belediye başkanı tutuklanmış, o hâlâ ortalarda yok…)

Onun 13 yıllık genel başkanlığında kurumlar, devlet daireleri, adalet birer birer teslim alındı. Ordu, emniyet, eğitim sessiz, sedasız yeniden düzenlendi. Muhalefetten “Tık” çıkmadı. Onlar sadece seyretti.

Son aylarda daha kötü günler yaşamaya başladık. Belediye başkanlarını şafak operasyonları ile gözaltına almak artık olağan hale geldi. Bu da yetmedi 106 kişi sorguya çekildi. Bu girişimler bir diktatörlük düzeni kurmanın ön hazırlıklarıdır.

Eski muhalefet biçimi ve yöntemleriyle bu girişimler önlenemez. Bu ortamda muhalefet, yeni mücadele yöntemleri bulmak zorundadır… Özellikle ana muhalefet, her şeyden önce baskılar karşısında Atatürk gibi ödün vermeden “Dik” durmalı, ilkeli hareket etmelidir.

Bundan sonra belediye başkanları iktidara yem edilmemeli; kayyumluk uygulamasına son vermek için her çeşit mücadele yapılmalıdır…

Sessiz sedasız, pısırık durma, olayları normal görme, hele hele “Normalleşme” dönemi artık geride kalmıştır.

Bundan sonra faşizme “DUR DEME”; haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında direniş dönemi başlamıştır.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.