Merve KABAKUŞ FİLİZCAN/ Yazar-Şair
Köşe Yazarı
Merve KABAKUŞ FİLİZCAN/ Yazar-Şair
 

Modern Zamanların Görünmez Yükü: Yorgunluk ve Yalnızlık

Son zamanlarda en çok duyduğum ve sizin de duyduğunuza çok emin olduğum bir cümle var: "Çok yorgunum…"  Evet, öyle değil mi? Bedenimiz, zihnimiz, ruhumuz… Hepsi tükenmiş gibi. Sabahları gözlerimizi açmak bile bazen bir mücadele. Alarmın sesi zihnimizi parçalarken, içimizden "birkaç dakika daha" diye geçiyor. Ama o birkaç dakika hiçbir şeyi değiştirmiyor. Yorgunluk, uyuyarak geçmiyor artık. Gün başlıyor, ama biz hâlâ bitkiniz. Sanki görünmez bir yük sırtımıza biniyor ve adım atmak bile zor geliyor. Gün içinde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Koşturuyoruz, listeler yapıyoruz, işlerimizi tamamlıyoruz, insanlara gülümsüyoruz. Ama o sahte gülümsemelerin ardında içimizde derin bir boşluk var. Hissetmiyoruz. Yaptığımız her şey bir görev gibi, anlamını yitirmiş gibi. Güçlü görünmeye çalışıyoruz ama aslında kırılganız. Peki neden? Cevap: Tükenmişlik! Sürekli bir yarış içindeyiz. Daha iyi bir kariyer, daha güzel bir hayat, daha sosyal bir çevre… Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz ama durup kendimize şu soruyu sormuyoruz: "Gerçekten ne istiyorum?" Modern toplumun getirdiği en büyük yüklerden biri "her şeye yetmelisin" baskısı. İş yerinde verimli olmalıyız, sosyal hayatta aktif olmalıyız, ailemize ve arkadaşlarımıza zaman ayırmalıyız, aynı zamanda kişisel gelişimimize de yatırım yapmalıyız. Yetemediğimizde ise suçluluk duyuyoruz. Oysa belki de asıl sorun, bizden beklenenlerin insani sınırları aşması… Bedenimiz ve zihnimiz bu tempoya uzun süre dayanamaz. Tükenmişlik Sendromu, farkında olmadan içimize sızar. Önce sabahları kalkmak zor gelir, sonra en sevdiğimiz şeyler bile anlamsızlaşır. En sonunda kendimizi yetersiz ve başarısız hissetmeye başlarız. Oysa tükenmişlik, bireysel bir eksiklik değil, toplumsal bir sorundur. Yalnızlık: Kalabalık İçinde Yapayalnız İşin bir de yalnızlık boyutu var. Dijital çağda her zamankinden daha fazla insanla iletişim halindeyiz ama gerçekten birine dokunabiliyor muyuz? Sosyal medya, hepimizi bir araya getirdi ama aynı zamanda bizleri birbirimizden uzaklaştırdı. Filtrelenmiş hayatların içinde, herkes mükemmel görünürken biz kendi yorgunluğumuzla baş başa kaldık. Bir şeyleri paylaşmanın yerini, bir şeyleri göstermek aldı. Dostluklar yüzeysel hale geldi, ilişkiler hızlı tüketilir oldu. Gerçek şu ki insanlar artık birbirine güvenmekte zorlanıyor. Herkes kendini bir şekilde korumaya almış, duvarlarını yükseltmiş. Ancak kimse samimi bağlar olmadan hayatta gerçekten mutlu olamaz. Çünkü insan, en temelde paylaşmaya muhtaç bir varlıktır. Peki, bu döngüden nasıl çıkacağız? Nasıl daha az yorulup, daha az yalnız hissedeceğiz? Dur ve kendini gerçekten dinle. Hayatın nereye akıyor? Peki, sen gerçekten ne istiyorsun? Sabahları yataktan kalkarken hissettiğin yorgunluk, belki de başkalarının beklentileriyle yaşamaktan geliyor. Kendi sesini duyuyor musun, yoksa hep dışarıdan gelen seslere mi kulak veriyorsun? Bir dur ve kendine sor: “Ben ne istiyorum?” Sınır koymayı öğren. İşin, sosyal medyan, başkalarının senden bitmek bilmeyen beklentileri… Hepsine “dur” deme hakkın var. Sürekli ulaşılabilir olmak zorunda değilsin. Bazen bir mesajı geç yanıtlamak, bazen bir buluşmaya “hayır” demek, bazen de telefonu sessize alıp kendinle baş başa kalmak… Bunlar bencillik değil, kendini koruma içgüdüsü. Kendine alan aç, ruhunun nefes almasına izin ver. Gerçek bağlar kur. Ekranlara bakarak, sosyal medyada mükemmel görünen hayatları izleyerek yalnızlığını iyileştiremezsin. Bir dostunun gözlerinin içine bak, ona gerçekten “Nasılsın?” diye sor. Sohbet et, kahkaha at, derdini anlat. Çünkü insan, insanla iyileşir. Samimi bir dostluk, bir sıcak kahve, içten bir sohbet… Bunlar kalbinin ihtiyacı olan şeyler. Yavaşla. Sürekli koşturmak, sürekli üretmek zorunda değilsin. Daha hızlı olmak, daha çok başarmak seni daha mutlu yapmadı, değil mi? Öyleyse bazen dur. Derin bir nefes al. Gün batımını izle. Bir kitabın satırlarında kaybol. Yavaşladığında fark edeceksin. Hayat, kaçırılacak bir yarış değil, hissedilecek bir yolculuk. Unutmayın, hepimiz yorgunuz ve zaman zaman yalnızız. Ama yalnızlığın en büyük çaresi, birbirimize gerçekten dokunabilmek. Bugün birine içtenlikle "Nasılsın?" demeye ne dersiniz? Belki de iyileşmenin ilk adımı tam da burada başlar.
Ekleme Tarihi: 21 Mart 2025 - Cuma

Modern Zamanların Görünmez Yükü: Yorgunluk ve Yalnızlık

Son zamanlarda en çok duyduğum ve sizin de duyduğunuza çok emin olduğum bir cümle var:

"Çok yorgunum…" 

Evet, öyle değil mi? Bedenimiz, zihnimiz, ruhumuz… Hepsi tükenmiş gibi.

Sabahları gözlerimizi açmak bile bazen bir mücadele. Alarmın sesi zihnimizi parçalarken, içimizden "birkaç dakika daha" diye geçiyor. Ama o birkaç dakika hiçbir şeyi değiştirmiyor. Yorgunluk, uyuyarak geçmiyor artık. Gün başlıyor, ama biz hâlâ bitkiniz. Sanki görünmez bir yük sırtımıza biniyor ve adım atmak bile zor geliyor.

Gün içinde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Koşturuyoruz, listeler yapıyoruz, işlerimizi tamamlıyoruz, insanlara gülümsüyoruz. Ama o sahte gülümsemelerin ardında içimizde derin bir boşluk var. Hissetmiyoruz. Yaptığımız her şey bir görev gibi, anlamını yitirmiş gibi. Güçlü görünmeye çalışıyoruz ama aslında kırılganız.

Peki neden?

Cevap: Tükenmişlik!

Sürekli bir yarış içindeyiz. Daha iyi bir kariyer, daha güzel bir hayat, daha sosyal bir çevre… Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz ama durup kendimize şu soruyu sormuyoruz: "Gerçekten ne istiyorum?" Modern toplumun getirdiği en büyük yüklerden biri "her şeye yetmelisin" baskısı. İş yerinde verimli olmalıyız, sosyal hayatta aktif olmalıyız, ailemize ve arkadaşlarımıza zaman ayırmalıyız, aynı zamanda kişisel gelişimimize de yatırım yapmalıyız. Yetemediğimizde ise suçluluk duyuyoruz. Oysa belki de asıl sorun, bizden beklenenlerin insani sınırları aşması…

Bedenimiz ve zihnimiz bu tempoya uzun süre dayanamaz. Tükenmişlik Sendromu, farkında olmadan içimize sızar. Önce sabahları kalkmak zor gelir, sonra en sevdiğimiz şeyler bile anlamsızlaşır. En sonunda kendimizi yetersiz ve başarısız hissetmeye başlarız.

Oysa tükenmişlik, bireysel bir eksiklik değil, toplumsal bir sorundur.

Yalnızlık: Kalabalık İçinde Yapayalnız

İşin bir de yalnızlık boyutu var. Dijital çağda her zamankinden daha fazla insanla iletişim halindeyiz ama gerçekten birine dokunabiliyor muyuz? Sosyal medya, hepimizi bir araya getirdi ama aynı zamanda bizleri birbirimizden uzaklaştırdı. Filtrelenmiş hayatların içinde, herkes mükemmel görünürken biz kendi yorgunluğumuzla baş başa kaldık. Bir şeyleri paylaşmanın yerini, bir şeyleri göstermek aldı. Dostluklar yüzeysel hale geldi, ilişkiler hızlı tüketilir oldu. Gerçek şu ki insanlar artık birbirine güvenmekte zorlanıyor. Herkes kendini bir şekilde korumaya almış, duvarlarını yükseltmiş. Ancak kimse samimi bağlar olmadan hayatta gerçekten mutlu olamaz. Çünkü insan, en temelde paylaşmaya muhtaç bir varlıktır.

Peki, bu döngüden nasıl çıkacağız? Nasıl daha az yorulup, daha az yalnız hissedeceğiz?

  1. Dur ve kendini gerçekten dinle.
    Hayatın nereye akıyor? Peki, sen gerçekten ne istiyorsun? Sabahları yataktan kalkarken hissettiğin yorgunluk, belki de başkalarının beklentileriyle yaşamaktan geliyor. Kendi sesini duyuyor musun, yoksa hep dışarıdan gelen seslere mi kulak veriyorsun? Bir dur ve kendine sor: “Ben ne istiyorum?”
  2. Sınır koymayı öğren.
    İşin, sosyal medyan, başkalarının senden bitmek bilmeyen beklentileri… Hepsine “dur” deme hakkın var. Sürekli ulaşılabilir olmak zorunda değilsin. Bazen bir mesajı geç yanıtlamak, bazen bir buluşmaya “hayır” demek, bazen de telefonu sessize alıp kendinle baş başa kalmak… Bunlar bencillik değil, kendini koruma içgüdüsü. Kendine alan aç, ruhunun nefes almasına izin ver.
  3. Gerçek bağlar kur.
    Ekranlara bakarak, sosyal medyada mükemmel görünen hayatları izleyerek yalnızlığını iyileştiremezsin. Bir dostunun gözlerinin içine bak, ona gerçekten “Nasılsın?” diye sor. Sohbet et, kahkaha at, derdini anlat. Çünkü insan, insanla iyileşir. Samimi bir dostluk, bir sıcak kahve, içten bir sohbet… Bunlar kalbinin ihtiyacı olan şeyler.
  4. Yavaşla.
    Sürekli koşturmak, sürekli üretmek zorunda değilsin. Daha hızlı olmak, daha çok başarmak seni daha mutlu yapmadı, değil mi? Öyleyse bazen dur. Derin bir nefes al. Gün batımını izle. Bir kitabın satırlarında kaybol. Yavaşladığında fark edeceksin.

Hayat, kaçırılacak bir yarış değil, hissedilecek bir yolculuk.

Unutmayın, hepimiz yorgunuz ve zaman zaman yalnızız. Ama yalnızlığın en büyük çaresi, birbirimize gerçekten dokunabilmek. Bugün birine içtenlikle "Nasılsın?" demeye ne dersiniz?

Belki de iyileşmenin ilk adımı tam da burada başlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (5)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
ferda
(21.03.2025 10:25 - #2761)
ne güzel yazmışsınız kendimizi dinlemeyi nefes almayı unuttuk. kaleminize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Tükenmiş Kampçı
(21.03.2025 10:47 - #2763)
harika bir yazı olmuş aynı yorgunluk herkeste var maalesef
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
berna k.
(21.03.2025 10:49 - #2764)
Çok anlamlı olmuş yazınız emeğinize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
tuğçe f.
(24.03.2025 10:36 - #2769)
elinize sağlık çok beğendim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Deniz Sert
(25.03.2025 16:32 - #2787)
Hayat, kaçırılacak bir yarış değil, hissedilecek bir yolculuk. Bu yolculuk yoruucuuu hocammm :/
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.